Bugün 25 Nisan… Neşe doluyor insan.
Her insan dolmasa da ben doluyorum. Sabah rutinimden değişen pek fazla bir nokta olmadan yıkanıp, akşamdan ayırdiğım şeyleri giydim. Aslında gerekenden erken kalkmıştım yani saat daha 07:00 olmadan hazırdım. Dayanamayıp küçük valizime eklediğim 2-3 kitaptan sonra aşağı inme vaktiydi, çağırdığım taksi gelmeden belki bir sigara bile tüttürebilirdim…
Taksi gelene kadar İnci, Mehtap ve apartıman görevlimiz Hüseyin ve bir kova, bir şişe ve bir de mavi bardakda su, içi içine sığmayan beni, Cihangir’in tamamını uyandırmaman için oyaladılar. Onlar da ben de kendimi uzun zamandır bu kadar neşeli görmemiştim… Adeta ayaklarım yerden kesilmişcesine asfaltın üzerinde bir o yana bir bu yana sallanıyordum, pembe binanın önünde dört yol ağzında.
Taksi, yollar kapalı, koşu varmış İstanbul’da… olsun bu beni etkilemez… Ferda telefonda… Havaalanı, kahve, sigara, biraz alış veriş… ve uçağa binmeden bir Zülfü… Agapi Mou… bir Incesaz… Kalbimdeki Deniz…
Uçak… olduğumuz yerde geçen 50 dakikadan ve bir bardak ucuz şampanyadan sonra bir disconun yarı şarhoşlarla dolu tuvalet kuyruğunu andıran sıraya giren uçağımız, sonunda havada… Baybay, bayanbayan İstanbul… geri geldiğimde seni daha da çok sevicem söz! Güzel bir yemek, horseradish mayo with grilled chicken breast… great… imam bayıldi… konserve… parmesan … hmmm… Chivas Regal Whisky, Syrah kırmızı şarap? Hooop Hande daha araba kullanıcan 1000km kadar… peki kahve.
Yol uzun ama yol iş değil, yol kavuşma, yol hasretin sonu… uzun bir bekleyişin bir, değişimin sonu…
Değişim?!
.
Venedik… Marco Polo havaalanı… böyle bir yolculuğa başlamak için ideal bir ismi var bu aslında grevde olan havaalanının. Farketmeden bugün giydiğim kıyafet aslında tekne alınırken de giydiğim kıyafet… Çok geçmeden minibüs geldi, yol arkadaşım Mustafa ile çıktık yola. Ha orda duralım ha burda derken, gece yarısından once bulduk kendimizi Canet en Roussillon’da. Ama kimse bizi beklemiyor, otellerin recepleri hep uykuda. 1 saatlik bir arayışın ardından bir güvenlik görevlisinin aklını karıştırıp ondan bir pasaport karşılığı iki oda anahtarı aşırdım ve kulaklarımda dizel motor gürültüsüne karışmış asfalt uğultusu ile yattım yatağa.
No comments:
Post a Comment