Much too much to write... words clearly not sufficient...
Things got done today. Since my arrival for the first time at my pace. Agapi is in its new place in the port, where the trucks are not whizzing by, throwing all the dust and dirt at my face. My room feels very homey. My books, my bed... I owe a big thanks to the universe...
An early morning start is a normal occurrence for me. Yet such a long day should come with a warning label much like the ones on the cigarette packages! Yes Pascale was late and late and then when it was impossible to be more late he was late again. Instead of morning 10:00 meeting it was 18:40 when he arrived at Agapi. It was a very stormy day, the temperature dropped and will continue to do so drastically in the coming days. The chilly wind whirled around the beach sand at high speeds, almost like a desert sandstorm. At times, later in the evening it was almost impossible to stand straight (or gay.) Long story short...
Achievements of the day: - reserved and payed for the space for Agapi at the Marina. - listened to Livaneli "Memleket Kokulu Yarim" yani Agapi Mou on my Agapi. - a shorter route to a larger Carrefour and beyond (shopping mall) established and more needs satisfied. - found a mobile phone that is not limited to use in France hence can use my Italian Vodaphone minutes. - adaptors for the water hose obtained (even if cebren ve hile ile) - Took possession of Agapi. - Mustafa was provided with food and more... - ...
I came back to the hotel with a huge pile of user manuals to read, but I am sooo tired, I think I will need to sleep now.
Cleaning is on the list for tomorrow and I will try to take more pictures and post them if the sandstorm lets up a little bit!
Oh well, no Agapi yet, today she was fueled for the first time, from now on all fuel she receives will be refueling... Clearly she is my daughter, when she arrived at the gas pump, the pump broke and she had to wait 3 hours which is the reason why I could not take possession of her this afternoon. She is well worth waiting for... As she was floating back from her fuel run, she looked like an elegant swan and of course as a proud mom, I recorded her short trip with my video camera, unfortunately due to technical problems, I cannot share it with you... You say technical problems Hande can't solve... Yes! Such as, on the registration info card the first 2 digits of the serial number (23 digits all together) was not properly printed which makes it impossible to download the editing software, without it no visible video! Oh well... The best part of today, I had the chance to take a nap in the afternoon. Wow that felt good. I recommend it strongly. I know my vacation started, because I forgot even if only for a short time, what day it is... A long day tomorrow, hope all will fall into its place.
Burada sezon değil bunu herkes biliyor, ben de dün gece gelince ögrendim!Bir tek 30 dereceye kadar çıkan sıcaklık sezonsuz sezonluk olmuş, FYI, benim için bu kadar ısıya gerek yok.
Yolunu şaşırmışlar plajda güneşlenirken yanlarından buldozerler ve kepçeler geçiyor, tozu dumana katıyor kimse banamısın demiyor… İnsanların ya tahammülü (hoşgörüsü) artmış, ya da zaten bunlar da “farketmeeeez” jenerasyonun bir kolu… Belki de sadece Fransız bunlar!!!
Galiba Türkçe’de bir laf vardı… “Fransız kaldım” gibi bir şey. Şimdi anladım ne demek olduğunu. La-kayıt! Birisi bu kadar kayıtdışı hayata karşı maliye veya zabıta yollasın buraya! Sigara içebilir miyim diyorum… Mais bien sur! diyorlar ama kültablası yok… Bekleme gelmiyor da! Çok işim var ama yapmak istemiyorum, yaparsam da sana lütufdur bilesin diyorlar. Tamamsın ağamsın, paşamsın diyorum. Ne ağa biliyorlar, ne paşa… Bence burada çalışan l’etrangeeeeeee olmasa burası pek de dönermiş gibime gelmiyor.Neyse let’s rant on French day değil bugün…ama bir şey daha herkeş French konuşmak mecburiyetinde midir? Öğrenseydi her köyden bir kişi English, menglish ne de iyi olurdu…
Bir Carrefour bulana kadar 55km yol yaptım (asıl mesafe 5km). Yollar hep kapalı ama bilgi olarak sadece “bu proce için 220 Milyon Euro harcanıyor!” bilgisi var her yerde. Gitmek istediğin ve kapalı yollara alternatifi kendin üret be abicim diyolar! Bu kaaa para harcıyos yani!
Carrefour’a vardığımda o kadar bitap düşmüştüm ki… intikal yavaşlamış bir şekilde… “Gözünü sevdiğim Globalizasyon ha Carrefour Altunizade ha bura… Bir tek insan sayısı az!” demişim kendi kendime. Günün bilançosu: temizlik malzemelerini aldım… Ama bir daha Carrefour bulunabilir mi?! Allah büyük!
Teknede öğleden sonra sabaha kıyasla gelişme var… Yelkenler takıldı… Çamaşır makinasının yeri tespit edildi, aslen sabitlenmiş yerine ama birden sorunca teknede bulamadılar… Pascale denen zat ile aramda geçen konuşmada adam erken geldin beni çok nervous ettin dedi… Ben de “İşte ben böyleyim” diye bir şarkı söyledim ona. Ayrıca dua et babam gelmedi dedim!!! Hahahaha... Neyse onu da kafaya almayı başardım ama tekneye taktıkları çakma BOSE ki benimki BOSS diye yazılıyor, acil değişmeli diyince... “Mais, mais, mais...” deyu meledi. Ben bunları baya meeeletip burdan yola çıkacağım gibi görünüyor...
Sevgili kuzenim, bana yahu lisan mı kalmadı niye teknene Rumca bir isim koydun demişti... Canım kuzenim, ya ne edeydim French mi koysaydım!
Şimdi dinlenme zamanı, otelin yıldızları kadar az sayıda ve sadece Fransızca kanalları olan odamda çalışmalarıma devam ediciğim...Listeler... Listeler... Listeler...
Her insan dolmasa da ben doluyorum. Sabah rutinimden değişen pek fazla bir nokta olmadan yıkanıp, akşamdan ayırdiğım şeyleri giydim. Aslında gerekenden erken kalkmıştım yani saat daha 07:00 olmadan hazırdım. Dayanamayıp küçük valizime eklediğim 2-3 kitaptan sonra aşağı inme vaktiydi, çağırdığım taksi gelmeden belki bir sigara bile tüttürebilirdim…
Taksi gelene kadar İnci, Mehtap ve apartıman görevlimiz Hüseyin ve bir kova, bir şişe ve bir de mavi bardakda su, içi içine sığmayan beni, Cihangir’in tamamını uyandırmaman için oyaladılar. Onlar da ben de kendimi uzun zamandır bu kadar neşeli görmemiştim… Adeta ayaklarım yerden kesilmişcesine asfaltın üzerinde bir o yana bir bu yana sallanıyordum, pembe binanın önünde dört yol ağzında.
Taksi, yollar kapalı, koşu varmış İstanbul’da… olsun bu beni etkilemez… Ferda telefonda… Havaalanı, kahve, sigara, biraz alış veriş… ve uçağa binmeden bir Zülfü… Agapi Mou… bir Incesaz… Kalbimdeki Deniz…
Uçak…olduğumuz yerde geçen 50 dakikadan ve bir bardak ucuz şampanyadan sonra bir disconun yarı şarhoşlarla dolutuvalet kuyruğunu andıran sıraya giren uçağımız, sonunda havada… Baybay, bayanbayan İstanbul… geri geldiğimde seni daha da çok sevicem söz! Güzel bir yemek, horseradish mayo with grilled chicken breast… great… imam bayıldi… konserve… parmesan … hmmm…Chivas Regal Whisky, Syrah kırmızı şarap? Hooop Hande daha araba kullanıcan 1000km kadar… peki kahve.
Yol uzun ama yol iş değil, yol kavuşma, yol hasretin sonu…uzun bir bekleyişin bir, değişimin sonu…
Değişim?!
.
Venedik…Marco Polo havaalanı… böyle bir yolculuğa başlamak için ideal bir ismi var bu aslında grevde olan havaalanının. Farketmeden bugün giydiğim kıyafet aslında tekne alınırken de giydiğim kıyafet…Çok geçmeden minibüs geldi, yol arkadaşım Mustafa ile çıktık yola. Ha orda duralım ha burda derken, gece yarısından once bulduk kendimizi Canet en Roussillon’da. Ama kimse bizi beklemiyor, otellerin recepleri hep uykuda. 1 saatlik bir arayışın ardından bir güvenlik görevlisinin aklını karıştırıp ondan bir pasaport karşılığı iki oda anahtarı aşırdım ve kulaklarımda dizel motor gürültüsüne karışmış asfalt uğultusu ile yattım yatağa.